Aşkın adı!

Aşka sordum bir gece,
suskunluğun eşiğinde:
“Ey sırların sırrı,
kendin hakkında öğrendiğin
en hakikatli şey nedir?”

Önce sessizliğiyle vurdu yüzüme,
sonra fısıldadı:
“Ben sanıldığım değilim.
Bir ihtiyaç değilim ben,
bir boşluğu doldurmak için yaratılmadım.
Alışkanlık hiç değilim,
korkunun adını sevgi koymak da.
Sahip olmak değilim,
tutunmak hiç değilim.
Bir bedende başlayıp
bir bedende tükenen,
mum gibi yanıp sönen
fani bir hâl değilim.
Fanîliğin aynasında beliren
geçici bir gölge de değilim.”

Yine sordum:
“Öyleyse ne’sin ey Aşk,
ne değilsen, kimsin?”
Dedi ki:
“Ben kendini unutabilmektir.
‘Ben’ demekten vazgeçtiğinde
başlayan bir hâlim.

Koşul istemem,
karşılık beklemem.
Gelirsem sebepsiz gelirim,
kalırsam ebediyetle kalırım.
Ben bir his değilim,
ben bir yönelişim.
Bir an değilim,
zamanın ötesiyim.”

Ve o an anladım:
Koşulsuz Aşk,
bir kulun kul olmaktan
vazgeçmediği yerde doğar.
Ne fanî yüzlerde ebedî olur,
ne geçici seslerde,
ne de kırılgan kalplerde.

Ebedî Aşk,
Habîbullah’ta tecelli eder.
Allah’ın sevdiğini sevmektir Aşk,
Allah için sevmektir.
Habîb’in aşkı gibi:
başlangıcı olmayan,
sonu düşünülmeyen.
Ne yanar, ne söner,
ne eksilir, ne tükenir.
O aşk, yaratılmışın Yaratana
sessiz secdesidir.
Ve şimdi biliyorum:
Aşk fanîye ait değildir.
Aşk,
Habîbullah’a tutunan
ruhun adıdır Aşk.

Ismet 2 nisan 2026

Comments are closed.